GAZETECİLERİN GERÇEK YÜZÜ
Bab-ı Ali'den İkitelli'ye gazeteci portreleri:
MEDYA'NIN KÜNYESİ...
GÜNGÖR GÖNÜLTAŞ
"Medya'nın Baronu"
"Bir Anti Ulusalcı Anatomisi"
"Baba ve Oğulları"
"Serdar'ın Uyanışı"
"Bir Amatör Tarihçi"
"Çok Yönlü Gazeteci"
"Dadaizm'den Kemalizm'e"
"Özal Misyoneri"
9- HASAN CEMAL ( ler...)
"Nereden nereye?"
"Medya'nın Prensi"
"Bakan Gazeteci"
"Hafızam Beni Yanıltmıyorsa"
"Anket Profesörü"
"Son Şövalye"
"Paralar Çok Bol Gani"
"Bir İstanbul Beyefendisi"
"Necef Kaplanı"
"Turgut Özal'ın Prensi"
"Saygın ve Erdemli Usta"
"Karadeniz Fırtınası"
"Hürriyet'e Bar Açan Adam"
"Van'dan İkitelli'ye Gelen"
"Harcanan Yetenekler"
"Artist Olmanın Dayanılmaz"
"Anchor-bat-man"
"Magazin Dünyasının Eski"
"Taşralı Kızın Maceraları"
"Ekonominin Muhabbet Kuşları"
"Fillerin Sürüklediği Adam"
"Bab-ı Ali'yi Dölleyen Adam"
"Bir Zamanların Müthiş İkilisi"
"Tek Kişilik Ordu"
"Bir Dürüstlük Anıtı"
35- İSMET SOLAK
"Karaoğlan'dan Çoban Sülü'ye"
"Bir Frankofon'un Dayanılmaz"
"Cunda Sürgünü"
"Mutena Semtlerin Sert Çocuğu"
"Karanlıklar Prensesi"
"Şımarık, Seksi ve Teşhirci"
"İşini Bilen Tüccar"
"Bab-ı Ali'nin Son Genel Müdürü"
"Bir Efsane ve Gerçekler "

" Cunda Sürgünü "

O, köhne Bab-ı Ali'nin en yetenekli habercilerinden ve öğretmenlerinden biriydi. En önemlisi Bab-ı Ali'de hemen hemen herkesin söyleyip çok az kişinin yapabildiğini bir şeyi gerçekleştirdi. Yani gerektiği zamanda gazeteciliği bırakıp gitmesini bildi.

1987'li yıllının ortasında bir öğleden sonra yazıişleri masası etrafında çalışıyorduk. Güngör Gönültaş, bembeyaz olmuş saçları ile içeri süzüldü ve sessizce Genel Yayın Müdürü olan Çetin Emeç'e yaklaşıp elini uzattı. Emeç, şaşkın ve birazda meraklı bir ifade ile kendisine uzatılan ele bakıyordu. Güngör Gönültaş 'Allahaısmarladık' dedi. Sonrada yazıişleri masasının etrafında oturan diğerlerine de aynı hareketi yaptı.

Çetin Emeç 'Nereye gidiyorsun, iyi düşündün mü?' diye sorduğunda Güngör Gönültaş 'İyi düşündüm Ayvalığa yerleşiyorum.' diye cevap verdi.
Yazıişleri masasının çevresinde oturan herkesin içinde, Güngör Gönültaş'a karşı, bir özlem ve gizli bir hasetlik duygusu esti. Evet o herkesin isteyip ama bir türlü yapamadığını gerçekleştiriyordu.

Güngör Gönültaş'ı o gün daha çok sevdim. Gazeteciliğin çileli yıllarını yaşamış, gazetesini sırtında taşımaktan çekinmemiş, bilgi ve becerisini de yeni kuşağa aktarma olgunluğunu göstermesini bilmiş, nadir bir kaç kişiden biriydi.

Güngör Gönültaş uzun yıllar Milliyet'te çalıştı. Hürriyet'e geldiğinde (1980 sonrası) HHA Yazıişleri Müdürü olarak göreve başladı. Yıllarca Milliyet'te istihbarat şefi olarak görev yaptığı için işi biliyordu.

Bu yüzden Hürriyet'e çabuk uyum sağladı. Hantal ve dağılmış durumdaki Hürriyet Haber Ajansına aksiyon getirdi. Kusursuz arkadaşlığı, eşsiz dostluğu ve yetiştirdiği öğrencileri ile Bab-ı Ali'de ardından imrenilen bir parıltı bırakarak çekildi.

Ayvalığa her gittiğimde ona uğrarım. Cunda'nın sakin ve sessiz yalnızlığında, Taş kahvede bir ada çayı içerken eski günlere, şimdi İkitelli ve Güneşli bataklığında çırpınan Bab-ı Ali'nin henüz 'Medya' haline dönüşmediği günlerin anılarını anlatırız birbirimize. Gazetecilerin sosyal ve toplumsal değerlere önem verdiği, politik ve ekonomik çıkarların peşinde koşmadığı günlerin anılarından söz ederiz.

Güngör Gönültaş benim için, Bab-ı Ali'nin çoktan yitirdiği, namus ve sosyal ahlakın bir simgesi gibidir. Cunda'nın soylu yalnızlığındaki bu insan, 25 yıllık basın yaşamımda tanımaktan ve arkadaşlığından onur duyduğum bir kaç kişiden biri oldu.

Ana Sayfa