O, köhne Bab-ı Ali'nin en yetenekli habercilerinden ve öğretmenlerinden
biriydi. En önemlisi Bab-ı Ali'de hemen hemen herkesin söyleyip çok
az kişinin yapabildiğini bir şeyi gerçekleştirdi. Yani gerektiği zamanda
gazeteciliği bırakıp gitmesini bildi.
1987'li yıllının ortasında bir öğleden sonra yazıişleri masası etrafında
çalışıyorduk. Güngör Gönültaş, bembeyaz olmuş saçları ile içeri süzüldü
ve sessizce Genel Yayın Müdürü olan Çetin Emeç'e yaklaşıp elini uzattı.
Emeç, şaşkın ve birazda meraklı bir ifade ile kendisine uzatılan ele
bakıyordu. Güngör Gönültaş 'Allahaısmarladık' dedi. Sonrada yazıişleri
masasının etrafında oturan diğerlerine de aynı hareketi yaptı.
Çetin Emeç 'Nereye gidiyorsun, iyi düşündün mü?' diye sorduğunda Güngör
Gönültaş 'İyi düşündüm Ayvalığa yerleşiyorum.' diye cevap verdi.
Yazıişleri masasının çevresinde oturan herkesin içinde, Güngör Gönültaş'a
karşı, bir özlem ve gizli bir hasetlik duygusu esti. Evet o herkesin
isteyip ama bir türlü yapamadığını gerçekleştiriyordu.
Güngör Gönültaş'ı o gün daha çok sevdim. Gazeteciliğin çileli yıllarını
yaşamış, gazetesini sırtında taşımaktan çekinmemiş, bilgi ve becerisini
de yeni kuşağa aktarma olgunluğunu göstermesini bilmiş, nadir bir kaç
kişiden biriydi.
Güngör Gönültaş uzun yıllar Milliyet'te çalıştı. Hürriyet'e geldiğinde
(1980 sonrası) HHA Yazıişleri Müdürü olarak göreve başladı. Yıllarca
Milliyet'te istihbarat şefi olarak görev yaptığı için işi biliyordu.
Bu yüzden Hürriyet'e çabuk uyum sağladı. Hantal ve dağılmış durumdaki
Hürriyet Haber Ajansına aksiyon getirdi. Kusursuz arkadaşlığı, eşsiz
dostluğu ve yetiştirdiği öğrencileri ile Bab-ı Ali'de ardından imrenilen
bir parıltı bırakarak çekildi.
Ayvalığa her gittiğimde ona uğrarım. Cunda'nın sakin ve sessiz yalnızlığında,
Taş kahvede bir ada çayı içerken eski günlere, şimdi İkitelli ve Güneşli
bataklığında çırpınan Bab-ı Ali'nin henüz 'Medya' haline dönüşmediği
günlerin anılarını anlatırız birbirimize. Gazetecilerin sosyal ve toplumsal
değerlere önem verdiği, politik ve ekonomik çıkarların peşinde koşmadığı
günlerin anılarından söz ederiz.
Güngör Gönültaş benim için, Bab-ı Ali'nin çoktan yitirdiği, namus ve
sosyal ahlakın bir simgesi gibidir. Cunda'nın soylu yalnızlığındaki
bu insan, 25 yıllık basın yaşamımda tanımaktan ve arkadaşlığından onur
duyduğum bir kaç kişiden biri oldu.
Ana Sayfa