GAZETECİLERİN GERÇEK YÜZÜ
Bab-ı Ali'den İkitelli'ye gazeteci portreleri:
MEDYA'NIN KÜNYESİ...
ÇETİN ALTAN
"Medya'nın Baronu"
"Bir Anti Ulusalcı Anatomisi"
"Baba ve Oğulları"
"Serdar'ın Uyanışı"
"Bir Amatör Tarihçi"
"Çok Yönlü Gazeteci"
"Dadaizm'den Kemalizm'e"
"Özal Misyoneri"
9- HASAN CEMAL ( ler...)
"Nereden nereye?"
"Medya'nın Prensi"
"Bakan Gazeteci"
"Hafızam Beni Yanıltmıyorsa"
"Anket Profesörü"
"Son Şövalye"
"Paralar Çok Bol Gani"
"Bir İstanbul Beyefendisi"
"Necef Kaplanı"
"Turgut Özal'ın Prensi"
"Saygın ve Erdemli Usta"
"Karadeniz Fırtınası"
"Hürriyet'e Bar Açan Adam"
"Van'dan İkitelli'ye Gelen"
"Harcanan Yetenekler"
"Artist Olmanın Dayanılmaz"
"Anchor-bat-man"
"Magazin Dünyasının Eski"
"Taşralı Kızın Maceraları"
"Ekonominin Muhabbet Kuşları"
"Fillerin Sürüklediği Adam"
"Bab-ı Ali'yi Dölleyen Adam"
"Bir Zamanların Müthiş İkilisi"
"Tek Kişilik Ordu"
"Bir Dürüstlük Anıtı"
35- İSMET SOLAK
"Karaoğlan'dan Çoban Sülü'ye"
"Bir Frankofon'un Dayanılmaz"
"Cunda Sürgünü"
"Mutena Semtlerin Sert Çocuğu"
"Karanlıklar Prensesi"
"Şımarık, Seksi ve Teşhirci"
"İşini Bilen Tüccar"
"Bab-ı Ali'nin Son Genel Müdürü"
"Bir Efsane ve Gerçekler "

" Baba ve Oğulları "

Bir dönemin efsanesi. Yazar, edebiyatçı, Türkiye Devrimci Hareketi'nin önderlerinden, Bilimsel Sosyalizm'in kuramcısı, ona inanarak kıyıma uğrayan kuşaklardan kendini sorumlu tutmayan bir kişilik.

Tipo baskılı Akşam Gazetesi'nde başlayan zor hayat, Göztepe'de aileden kalma arsaları kat karşılığı müteahhide verilmesi ile aşılan ekonomik sıkıntılar ve Özal'la birlikte başlayan büyük dönüşüm. Çetin Altan, kuşkusuz bunca çileli yıllardan sonra bu yaşamı çoktan hak etmişti. Ama ne yazık ki, ona inanan binlerce genç hiç hak etmediği bir şekilde en iyi yıllarını cezaevlerinde, idam sehpalarında ve yitirilmiş bir gençlikle ödemek zorunda kaldı.

Akşam Gazetesi'nde büyük yankılara neden olan sütunundaki bir başlığı anımsıyorum. Şöyle yazmıştı o gün : "Bugün canım yazı yazmak istemiyor." Ne de çok anlamlı bir cümleydi bu. Meğerse Çetin Altan, belki de "Zengin olup yan gelip yatmak istiyorum." demek istiyordu. Bunu tabii çok geç anladık.

Hayatımda tanımaktan özel bir sıkıntı hissi duyduğum bir kaç kişiden biridir Çetin Altan. Bana göre o, Milli Cephe Hükümetleri sırasında 6 bin kişinin öldürüldüğü dönemde "Arkamda hiç kan ve gözyaşı bırakmadım." diyen Süleyman Demirel'den daha sorumludur. İnançlı bir kuşak, Çetin Altan'ın yazıları ile bilinçlenmiş ve sosyalist olmuştu. Büyük kitleler onun söylemlerine inanmış, Türkiye'ye devrimci bir ivme kazandırmıştı. Benim Çetin Altan'ı tanımam o yıllara rastlar. Çetin Altan'ın TİP Milletvekili olarak kitleleri arkasından sürüklediği yıllarda, spor ve sergi sarayında, üniversite öğrencisi gençler olarak onun yakınında bulunuyorduk. Konuşma sırasında meydana gelen olaylarda bir kaç arkadaşımla birlikte kendimizi onun önünde siper ederek, oradan kaçırmıştık.

1980 sonrasında ise, bambaşka bir Çetin Altan vardı karşımızda. Baygın bakışları ile ağzından tükürükler saçarak konuşması, namuslu ve yurtsever kalmış insanlara ve değerlere karşı "Bunlar değişimin gerilerinde kalanlar" diyerek küçümsemesi ile yeni bir Çetin Altan. Çetin Altan'ın bu defa yeni hedefi, 2. Cumhuriyet'ti. Yıllarca bilimsel sosyalizmin savları ile genç kuşakların yetişmiş kadrolarını kırdıran Çetin Altan, bu kez oğulları ile birlikte 2. Cumhuriyet tezleri ile yeniden sahnedeydi.

Bu konudaki yeni misyonu ile ortaya çıkan Çetin Altan'ı gerçek kişiliğini ilk kez 1976'lı yıllarda Politika Gazetesi'nde tanıdım. İsmail Cem'in yönettiği gazetede büyük reklam kampanyası ile günlük yazılarına başlamıştı. Yazılarını genellikle elden gönderiyor ama arada bir de gazeteye uğruyordu. Her gelişinde herkes etrafında toplanır, dervişini dinleyen müritler misali, bu kavga ve ideoloji adamının ağzının içine bakardı. O halinden memnun, durmadan konuşur, konuşurdu. Gazeteciler Cemiyeti Lokali'nde, orada burada ama hep içki sofralarında, siyasi ve ideolojik konularda etrafındaki müritlerine dersler verir, aydınlatır ve yol gösterirdi..!

Ancak ne hikmetse yazıları gazeteye sadece bin kadar bir tiraj getirebilmişti. Çetin Altan yazı başına para alırdı. Yazıyı yollar ve parayı hemen tahsil ettirirdi. Yazılarını dikkatle okurdum. Eskisi gibi coşkulu ve ateşli yazılardan kaçınıyordu. Bu arada dikkatimi çeken bazı yazılarının bana tanıdık gelmesi oldu. Bunları araştırınca çoğunun Çetin Altan'ın Akşam Gazetesi'nde yazdığı makalelerinin aynı olduğunu gördüm. Çetin Altan eski yıllarda "havadan sudan" konularda yazdığı yazıları daktilo edip bize gönderiyor ve parasını da hemen alıyordu. Bir zaman sonra gazete okurları da bunu fark edince Çetin Altan'ın bu uyanıklığı ortaya çıktı. Zaten yazıları beklenen etki ve içerikten yoksundu ve hiç tiraj getirmemişti. Bu yüzden Çetin Altan'ın yazılarına son verildi.

Çetin Altan, Marksist ve bilimsel sosyalizm kültürü ve eşsiz bir hünerle kullandığı Türkçe'si ile bir kuşağı baştan aşağı etkilemiş biriydi. Egemen güçlerin baskısı altında çileli günler yaşamıştı. Ama bu sonuçta yapılan bir tercihti. Ve bu çileyi çeken yalnız Çetin Altan değildi. Uzun bir aradan sonra Çetin Altan'la bu kez Hürriyet Gazetesi'nde karşılaştım. 1980 sonrasıydı. İsmini kullanmadan "Şeytanın Gör Dediği" başlığı altında güncel olayları hafif bir mizah ile eleştiren yazılar yazıyordu. Ama o artık büyük uzlaşma ve dönüşümü için kararını vermişti ve bunu belli ediyordu. O eski keskinliği yoktu artık. Özal'ın ardına kadar açtığı kapıdan içeri doğru adımını atmıştı.

Onun gerçek derdi çok başkaydı. O çileli yıllarının öcünü, sadece sınıf atlayarak alacağına inanıyordu artık. Şansı da dönmüştü zaten. Göztepe'deki aile mirası arsa büyük bir rant getirmişti. Siyasi anlamda diğerleri gibi Özal'ın eteğine yapışınca Liberalizm'in nimetleri yağmur gibi yağmaya başlamıştı. Yıllarca aforoz edilen, geçim hakkı bile gasp edilen Çetin Altan, Özal'ın sayesinde televizyonlarda sırf kendisinin konuştuğu programlar da boy gösteriyordu. Hatta işkence ve yargısız infazların ürkütücü bir boyuta ulaştığı bir dönemde bu konuların yanına bile yaklaşmadan İçişleri Bakanı ile havadan sudan söyleşi yapmayı bile başardı.

Çetin Altan üzerine fazla söz etmek istemiyorum. Onunla ilgili bu konulardaki çok şeyi Uğur Mumcu yazdı. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine sanıyorum en çok Çetin Altan ve oğulları sevinmiştir. Şimdilerde oğulları ile birlikte yeni bir misyonun önderliğini yapıyor. Onlara göre işlevini yitirmiş bir T.C. yerine yenisini kurmanın ideolojisini yaymak için kıyasıya mücadele ediyorlar. Baba ve oğulları şimdi bunun peşinde. Kim bilir belki bu kez başarırlar. Modası geçmiş Marksizm çok şey kaybettirdi Çetin Altan'a. Ama yılmadı. Ona inanıp eriyen genç kuşakları çabuk unuttu. Şimdi yeni bir düşünce ve yeni bir ideoloji ile bayrağını oğullarına devrediyor. Bakalım bu kez yeni kuşak gençleri kandırabilecekler mi?

Onu son kez gördüğümde üzerinde ithal bir eşofman ve pahalı spor ayakkabıları ile Bağdat Caddesi'nde yürüyüş yapıyordu. Arkasından uzun süre baktım. Çetin Altan, iyi bir edebiyatçı mıydı? İyi bir yazar mıydı? Dürüst bir politikacı mıydı? İnançlı bir sosyalist miydi? Devrimci miydi? Bir liberal, antimilitarist, uzlaşmacı bir dönek, bir antikemalist, bir narsist miydi? Bu sorumun cevabını çok sonraları Hıfzı Topuz'un yazdığı "Paris'li Yıllar" kitabında buldum. Hıfzı Topuz, Çetin Altan'la ilgili bir anısını şöyle anlatıyor:

Bir gün Odeon İstasyonu'nda metro bekliyorduk. Çetin "Şu Paris'te insan her istediğini söyleyebilir. Bu hiç kimseyi ilgilendirmez." dedikten sonra "Ben komünistim" diye haykırdı. Sonra "Bak" dedi, "Her insan burada komünistim diye bağırabilir. Burada beni jurnal edecek polis yoktur. Kaldı ki benim bu sözlerim polisi hiç ilgilendirmez."

"Çetin" dedim. "Bak şu ilerideki adam sana nasıl bakıyor, görüyor musun? Gözlerini senden ayırmıyor. O adam elçiliğin bütün kokteyllerinde vardır. Ne yaptığını, kim olduğunu hiç bilmem ama ben o adamı elçiliğin polisi sanıyorum." Çetin yine hemen metronun karanlık tüneline dönerek "Ben demin şaka yaptım, yalan söyledim, komünist falan değilim." diye haykırdı. İlerideki adam gözlerini fal taşı gibi açmış Çetin'i izliyordu. Aslında ben Çetin'i işletmiştim, adamı tanımıyordum.

İşte bence Çetin Altan bu. Ve en baştan beri böyleydi o...

Ana Sayfa