Türk toplumunun her katmanı ağır bir akıl tutulması yaşıyor. Bütün dünya, kapitalist sistemin içine düştüğü derin krizle sarsılırken, Türkiye’yi yöneten siyaset ‘hamdolsun iyiyiz, kriz bizi teğet geçer’ diyerek akıl ve bilim dışı bir tutum sergilemiş ve Türk toplumu da böyle bir yaklaşıma inanmıştır.
Küresel finans sektörünün doymak bilmeyen hırsı, bu dev şirketlerdeki büyük yolsuzluklar ve bu şirketleri denetlemekle görevli devlet kurumlarının olan bitenlere göz yumması sonucu ABD’de başlayan krize karşı, dünya ekonomisine yön veren ülkeler, daha en başından itibaren ciddi önlemler almıştır. Türkiye’yi yöneten siyasi iktidar ise ‘inşallah bize dokunmaz’ anlayışı ile bir önlem almadan ve sanki dünyada hiçbir şey olmuyormuşçasına davranmasına akılcı bir açıklama getirmek imkânsızdır.
Gerçekte Türkiye ve toplum bu krize son derece hazırlıksız yakalanmıştır. İç ve dış borç toplamı 500 milyar dolara dayanan Türkiye, şu anda tarihinin en büyük cari açığına sahip bulunmaktadır. Sadece özel sektörün kredi borcu 130 milyar dolardır. Küresel şirketlerin bir tüketim toplumu haline getirdiği Türkiye’de açılan alışveriş merkezleri (AVM) Türk halkını borç batağına sürüklemiştir. Türkiye’yi yöneten siyasal anlayış kendi zenginini yaratmış, belediyeler rant kapısı haline getirilmiş, yolsuzluklar sıradan işler haline gelmiştir. Bütün bunlara rağmen Türk toplumu 2007 seçimlerinde bu siyasi anlayışı onaylayarak yeniden iktidar yapmıştır.
Türk toplumu bu aymazlığın bedelini çok ağır bir şekilde ödeyecektir. Ne yaklaşan yerel seçimler nedeniyle dağıtılan kömür ve erzak yardımları ne de sözüm ona uygulanacak olan ekonomik paket ve önlemler bu bedelin ağırlığını azaltmayacaktır. Çünkü Türkiye geçen altı yıl içinde bütün öz kaynaklarını haraç mezat elden çıkarmıştır. Özelleştirme adı altında Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli birikimleri olan kamu kuruluşları yok pahasına yabancılara satılmıştır. Üstelik bütün bu satışlardan elde edilen gelirlere rağmen Türkiye’nin borcu azalmamış tam tersi artmıştır.
Bütün dünya bu küresel ölçekli krize karşı vakit geçirmeden önlem alırken, Başbakan ve ekonomiden sorumlu bakanlar hiçbir şey yokmuş gibi davranarak yaklaşan felaketin yıkıcı etkisini artmasına neden olmuşlardır. Şimdiye kadar iktidarı destekleyen TÜSİAD ve diğer kuruluşların uyarılarına kulak tıkayan siyasi iktidar, toplumu türban ve din tartışmaları ile oyalamış, bütün dünyayı sarsan ekonomik krizle ilgili hiçbir çalışma yapmamıştır.
2008 yılının kasım ayından itibaren krizin nefesi Türkiye’de hissedilmeye başlamış, arka arkaya kapanan fabrika ve iş yerleri ile yüz binlerce işçi işsiz kalmıştır. Ticari ve ekonomik alanda meydana gelen durgunluk piyasaları kilitlemiş, dövizdeki artış neredeyse yüzde 40’lara varan gizli bir devalüasyona neden olmuştur. İktidarın Türk parasına kıymet kazandırdık balonu sönmüş, Türk lirası döviz karşısında eriyip gitmiştir.
Bütün bunlar, Türkiye için henüz bir başlangıçtır. Türk toplumu, ne yazık ki başına daha neler geleceğinin farkında değildir. Ekonomik çöküşün ardından sosyal çöküş gelecektir. Altı yıldır küresel kapitalizmin sanal dünyasında kendi gerçeğini ve milli yapısını kaybeden Türk toplumu çok yakında bu rüyadan acı bir şekilde uyanacaktır.