ARŞİV
MEHMET KOMŞU
DOSYALAR ERTUĞRUL ÖZKÖK'E AÇIK MEKTUP
Yayın Tarihi : 02.04.2006
Yayın Tarihi : 02.04.2006
Yayın Tarihi : 02.04.2006
Yayın Tarihi : 02.04.2006
Yayın Tarihi : 02.04.2006
Yayın Tarihi : 02.04.2006
Yayın Tarihi : 05.07.2006
Yayın Tarihi : 05.07.2006
Yayın Tarihi : 01.08.2006
Yayın Tarihi : 28.08.2006
Yayın Tarihi : 01.10.2006
Yayın Tarihi : 01.11.2006
Yayın Tarihi : 03.12.2006
Yayın Tarihi : 01.01.2007
Yayın Tarihi : 02.02.2007
Yayın Tarihi : 02.04.2007
Yayın Tarihi : 01.05.2007
Yayın Tarihi : 01.05.2007
Yayın Tarihi : 27.05.2007
Yayın Tarihi : 01.07.2007
Yayın Tarihi : 01.08.2007
Yayın Tarihi : 01.08.2007
Yayın Tarihi : 28.09.2007
Yayın Tarihi : 27.11.2007
Yayın Tarihi : 05.01.2008
Yayın Tarihi : 05.02.2008
Yayın Tarihi : 05.02.2008
Yayın Tarihi : 04.05.2008
Yayın Tarihi : 02.06.2008
Yayın Tarihi : 07.07.2008
Yayın Tarihi : 04.08.2008
Yayın Tarihi : 29.08.2008
Yayın Tarihi : 29.08.2008
Yayın Tarihi : 27.10.2008
Yayın Tarihi : 25.11.2008
Yayın Tarihi : 25.11.2008
Yayın Tarihi : 30.12.2008
Yayın Tarihi : 28.01.2009
Yayın Tarihi : 04.03.2009
Yayın Tarihi : 06.04.2009
Yayın Tarihi : 04.05.2009
Yayın Tarihi : 02.06.2009
Yayın Tarihi : 02.06.2009
Yayın Tarihi : 02.06.2009
Yayın Tarihi : 02.06.2009
Yayın Tarihi : 02.06.2009

 

Bende tıpkı sizin gibi Balkan göçmeni bir ailenin oğluyum. Tam 26 yıl gazetecilik yaptıktan ve üstelik bunun son 13 yılının Hürriyet Gazetesi'nde geçmesine rağmen ne sizin gibi bir şöhretim ne de bir servetim olmadı. Bu durumun sizin kişisel yetenek ve becerilerinizden kaynaklandığına inandığım için kesinlikle olumsuz bir düşünceye sahip değilim.

1979 yılında Hürriyet'in Yazı İşleri'nde çalışmaya başladığımda gazetenin başında Nezih Demirkent vardı. Sonra, Arda Gedik, Çetin Emeç, Özcan Ertuna, Seçkin Türesay, yine Çetin Emeç, Rahmi Turan ve son olarak siz Ertuğrul Özkök'le çalıştım. 1979'da Hürriyet'e başladığımda sadece bir tane Yazı İşleri Müdürü vardı: Salim Bayer. Bayer kısa bir süre sonra emekli olarak bir köşeye çekilip kendini unutturup gitti. Sakin etrafına karşı saygılı, öğretici ve gerçek bir İstanbul beyefendisiydi. 1992'de bende emekli olarak Salim Bayer gibi sessizce kenara çekildim.

Kısacası Bab-ı Ali'den İkitelli'ye taşınan Hürriyet'in görkemli binasındaki yeni yaşama, sizin yönettiğiniz Hürriyete ve yeni değişimlere uyum sağlayamamıştım. Diğer mesleklerde olduğu gibi her Yayın Yönetmeni çevresinde kendi görüşlerini ve isteklerini yerine getiren gazetecilerin bulunmasını ister. Bu son derece doğal. Zaten sadece bu nedenle bile Hürriyet'te kalmam olanaksızdı. Benim için bütün bunlar önemli değildi. 26 yıllık gazetecilik meslek hayatımda bana kalan yazdığım üç kitaptı sadece. Bir kenara çekilip edebiyatla uğraşmak için vakit ayırmış sayıyordum kendimi.

Bu arada zaman akıp giderken sizdeki ve Hürriyet'teki değişimi izliyordum. Dinç Bilgin, Mehmet Karamehmet ve Ilıcaklar'la yapılan kirli çamaşır kavgaları, Tansu Çiller'in mayolu fotoğraflarını yayınlama anlayışınızı, lüks şarap düşkünlüğünüzü, Amerika'daki sağlık kontrollerinizi, SSK'da bir kutu ilaç almaya çalışanlarla alay eder gibi kolestrolunuza olan titizliğinizi, Devlet Bakanı Güneş Taner'e telefonda söylediklerinizi, Başbakan ve Bakanlarla olan senli benli samimiyetinizi, on binlerce Türk gencinin şehit düşmesine ve çok daha fazlasının da sakat kalmasına neden olan PKK'nın silahlı dağ kadrolarını neredeyse temiz aile çocuğu gösteren röportajları yayınlamanızı ve savunmanızı, önce kendini sonra sevgililerini daha sonra kocalarını şimdi de çocuğunun hikayelerini yazan bayan köşe yazarlarınıza yarım sayfa yer ayırmanızı, hele o yere göğe sığdıramadığınız AB hayranlığınızı, asker çocuklarını Amerika istedi diye Irak'a göndermek istemeyenlere karşı duyduğunuz derin öfke ve kini, Avrupa'nın göbeğinde yüz binlerce Bosna'lı Müslüman'ın katledilişine seyirci kalan aynı Avrupa'yı, Yugoslavya'nın başına gelenleri unutmanızı, sizin için sıradan bir restoran hesabı olabilecek 350 YTL'lik asgari ücreti bile bu topluma çok gören Avrupa'lı müfettişlerin sizi rahatsız etmediğini bilmeme rağmen yine sessiz kaldım. Hatta demokrasiye olan bunca düşkünlüğünüze rağmen Meclisin Irak konusundaki ret kararına öfke ve kin duymanızı bile bir ölçüde anlamaya çalıştım. Döneklik, "U" dönüşleri ve değişim üzerine yazdıklarınızı gülümseyerek okudum. Hükümetlerle iyi geçinme ve iyi ilişkiler kurma becerinizi, gazete yöneticiliği yanında holding yöneticisi olmanızı bile "globalleşmenin" bir gereği olarak niteledim!.

Hürriyet'i ekonominin yeni trendleri ve anlayışının modelleri ile baştan aşağı dizayn ederken onlarca ekonomi sayfasının arasında yarım litre pet şişe suyun 500.000TL.'ye satıldığı 2005 yılında üreticinin bir litre sütünü neden 300.000TL'ye bile satamadığının cevabını aramadım. Popçu damadınızı müzik direktörü ve spor yazarı, kızınızı prodüktör yapmanızı bile yadırgamadım. Pazar yazılarınızdaki ağdalı romantizmi yada Viyana'da Cem Kozlu'nun evinde boxer şortlu anılarınızı da hoşgörü ile karşıladım. Orhan Pamuk'un yaptığı "İzansız" açıklamayı eleştirirken yönettiğiniz gazetede çalışan Murat Bardakçı'nın Talat Paşa'ya ait olduğunu ileri sürdüğü ve hiçbir resmi belge özelliği taşımayan esrarengiz bir kara kaplı kitaba dayanarak neredeyse Ermeni tezini destekler açıklamalar yapmasına da çok şaşırmadım.

Ne zaman ki "Her şey Eylül Bar'da başladı" (20.03.2005) başlıklı yazınızda konu ettiğiniz dostluklardan bahsedince için burkuldu. Bıyıklı bir Eğtuğrul Özkök ve dostlarının da yeraldığı bir fotoğrafında bulunduğu yazınızı "Ayrılmanın, terketmenin, ayartmanın bile bozamadığı dostluklarımız" diye bitirmeniz ne yalan söyleyeyim beni çok derinden etkiledi. "Ertuğrul Özkök ve dostluk" Bu son kelime size o kadar uzak ki birlikte çalıştığı bir arkadaşının neden genç sayılacak bir yaşta emekli olduğunu merak etmeyen ve bir telefon ederek bile olsa hatırını sormayan birinin dostluklara övgü dolu yazılar yazması bu mektubu size yazmama neden oldu. Sizin dostluk anlayışınızı, vefa duygunuzu sorgulamak veya eleştirmek gibi bir derdim yok. Ben sadece 13 yıl Hürriyet Gazetesi'nin Yazı İşleri'nde çalışmış bir gazeteci olarak sizin bu iki kavramdan çok uzak biri olduğunuzu söylemek istiyorum.

Yazdıklarınız, söyledikleriniz, yaptıklarınız ve yönettiklerinizle doğru bir yolda mısınız? Sizin dostluk anlayışınızın sınırları içinde kimler var? Neden sizden farklı düşünenlerin eleştirilerine hiç tahammülünüz yok? Neden demokrasiden söz edip sonra bu halkın seçtiği meclisin kararlarını yerden yere vuruyorsunuz? Neden bu yoksul halkın, çocuklarını Irak'a gönderilip öldürülmelerini istememesi sizi bu kadar rahatsız ediyor? Neden AB'nin insani ve ekonomik kriterlerinden söz edip Türkiye'ye karşı siyasi ve çifte standartlı davranışlarını gözardı ediyordunuz? Büyüme rekorları kıran Türkiye'de genç kuşak neden işsiz? Eğitim düzeyinin hala İlkokul 4.sınıf olması, Cumhuriyet tarihinde rekor kıran borçların 335 milyar dolara yükselmesi neden sizi ilgilendirmiyor?

Ertuğrul Özkök, dostluklardan söz etmeseydiniz size bu mektubu ve bundan sonraki yazılarımı yazmayacaktım. Bulunduğunuz yer bütün bu sorulara doğru cevaplar vermenize engel. Aksi olsaydı zaten oralara gelemezdiniz.

Ana Sayfa